Özgürlüğe kamçı vuran yazardan özgür ruhlu bir karakter: Feniçka, Lou Andreas-Salome

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Lou Andreas Salome hayatı ve bakış açısı bana şu soruyu sorduruyor: Özgürlük diye bir şey var mı? Bir gün özgür olmak istersek ne yapmalıyız? Aklıma takılan soruların cevaplarını keşke kendisine sorabilsem. Zira eminim vereceği cevap tam da şuna benzer olacaktır;


 “…Dünya sana hediye sunmaz, inan bana. Bir yaşam istiyorsan, çal onu…” 

12 Şubat 1861 yılında doğan Salome, yaşadığı devirde birçok olayda adı büyük harflerle anıldı. Bunun sebebi ise sanırım büyük yazarlar ile samimi ilişkileri olmasıydı. Tarih onu belkide acımasızca yargıladı belki de sadece doğrular çok fazla doğruydular. Rilke, Nietzsche ve Freud bu harika kadına olan aşklarından dolayı neler çektiler kim bilir? Bazıları Nietzsche'nin kadın düşmanlığının sebebi olduğunu bile söylüyorlar. Burada magazinsel bir süreç doğuyor fakat ben bu detaylara girerek ana konudan sapmak istemem. Zira detaylı bir araştırma yaptıktan sonra Salome'un hayatına ufak da olsa bir şeyler eklemek ve onu da blogumda konuk etmek istiyorum.



Eserlerine baktığımızda birçok türde yazıları mevcut. Din, felsefe, aşk ve psikoloji adeta onunla beraber güçlenmiş, gelişme göstermiştir. Bu bakımdan diğer kitaplarını da göz gezdirmek isteriz. Lakin dilimize çevirilen en azından benim araştırdığım kadarıyla iki kitabı mevcut. (Baskılarının olmayışından dolayı bulunabilen iki kitabı mevcut.) Bunlardan biri şuan bahsedecek olduğum Feniçka, diğeri ise okumakta olduğum ve muhtemelen bugün bitireceğim Arayışlar. Bunlar da novella tarzında yani hikaye ve roman arasında kalan küçük kitaplar. İkisini de alsanız eminim bir günde bitirebileceğiniz bu iki kitap adeta size Salome'un düşünce tarzını bir ayna gerçekliğiyle sunuyorlar.

Ana karakterimiz Max Werner Paris sokaklarında bir parti de ya da toplantı -tam olarak hatırlayamadığım bir mekanda- insanların tartışmalarına kulak kabartmış öylece dururken birden Feniçka/Fenya dikkatini çeker. Bu durum hayatını farklı kişilikler üzerinde bilgili biri olarak geçirmiş olan Max Werner için yine başka bir karakter analizinden başka bir durum gibi görünmemiştir. Fakat daha sonra Feniçka'nın ortamdaki olaya kendi yorumlarını eklemesiyle bu duruma kayıtsız kalamaz ve Max Werner de konuşmaya katılır. Bir süre sonra da bu tartışmaya aralarında devam eden ikili daha sonrasında yolları ayrılır. Yeniden buluştuklarında ilişkileri ayrı bir samimiyete bürünür. Baştaki o tutumları yok olmuş yerine dostluk seviyesine bürünen bu ilişki Max Werner'in platonik aşkına dönüşür.

Feniçka, ana karakterin kendini kişilikler üzerinde usta sanarken birden Feniçka ile tanışmasıyla yeniden bir çıkmazın içine giren Max Werner'i ve özgürlük, feminizm, evlilik ve dönemin erkek egomanyasına baş kaldırmak isteyen fakat bunu kısmen başarabilen Feniçka'nın hikayesini konu edinir. Kısacık bir kitap olmasına karşın içerisinde oldukça büyük konular barındıran ve Salome'un anlatım tarzıyla yoğrulmuş son derece akıcı bir novella aslında. Karakterler arasındaki değişimler her ne kadar kitapta işlenirken bir taraftan da çevre betimlemelerinin eksikliği kitabın eksi yönünü maalesef gizleyemiyor. Salome'un anlatmak istediği düşünceler yağmurun doluya dönüşmesiyle sarsıcı bir etkiye sahip oluyor ama aynı zamanda bu düşüncelerini aktarmak uğruna yazının sadeliği ve akıcılığı dışında verdiği haz bir bakıma yarıya indirgeniyor. Hatta kitabın sonunda o yarım kalmışlık hissiyle biraz daha Salome almak ister halde kalakalıyoruz.

Feniçka'nın bu tutumlarını feministlik olarak göremeyiz aslında. O kendisinin üniversite okumuş olan ve iyi bir eğitimin getirmiş olduğu ilimle düşüncelerinin tazelenmiş ve ferahlamış bir kadın olarak oluşturulmuş bir karakter. Konulara olan bakış açısını ve Max Werner ile olan dialoglarını kitabı okurken her saniyesinde zevkini çıkarırken aynı zamanda verdiği o unutulmaz aşk hakkındaki yorumları ile cümlelerin altının çizilmesi kaçınılmaz oluyor. O sözlerinden biriyle yorumu bitirmek ve Arayışlar'a geri dönmek istiyorum:

"Aşkı nasıl mı hayal ederdim? Ah, çok basit. Son derece sade ve sağlıklı. Sanırım hiç de şeytani ve romantik sayılamayacak şeylerle karşılaştırırdım aşkı. Her gün açlığımızı giderdiğimiz kutsal, doyuran ekmekle; her gün evimizi açtığımız hayat veren havayla. Sonuç olarak her şeyi borçlu olduğumuz, ama haklarında pek öyle tumturaklı laflar etmediğimiz en önemli, en güzel şeylerle." 

6 yorum :

  1. Yorumların çok başarılı, ben de kendi blogumda kısa hikayeler paylaşıyorum. Birkaç dakikanı ayırıp benim hikayelerime de yorum yapar mısın 🙆

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) Tabi bakarım.

      Sil
  2. salome okudum ama başka kitabını. değişik biri di mi ivit :)

    YanıtlaSil
  3. Merhaba, yazı için teşekkürler, alıntılar da çok güzelmiş..
    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rica ederim beğenmenize sevindim :)

      Sil

Made With Love By The Dutch Lady Designs