Parçalanmış Dünyam (Starbound #2) - Amie Kaufman & Meagan Spooner | Kitap Yorumu

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Uzayda yaşamak, yeni bir sisteme ayak uydurmak ve sizi ele geçiren fısıltılarla savaşmak için bir asker ve bir isyancının verdiği mücadeleye hazır mısınız?

Parçalanmış Dünyam, Starbound serinin ikinci kitabıydı. Benim Uzak Yıldızım'ı konusu itibariyle çok sevmiş ama yer yer yine sıkıldığım, çok fazla uzatıldığını düşündüğüm yerler olmuş olsa da devam etmek ve neler olacağını okumak istiyordum. İkinci kitap beni o kadar çok şaşırttı ki! Bunlardan bahsederek yoruma gireceğim.


Öncelikle Benim Uzak YIldızım'da ana karakterlerimiz Lilac ve Tarver'in bu kitapta olmadığını görmek resmen beni üzdü. Hikayenin ana karakterlerinin onlar olduğunu düşünürken yazarlarımız farklı bir açıdan düşünmüş olmalılar ki ana karakterler bu kitapda onlar değil de Jubilee ve Flyyn oldu! Karakterlere başta ısınmam bu bakımdan zor oldu. Aynı zamanda hikaye de farklı bir gezegende geçtiği için adepte olmak ve hikaye gidişatına bağlı kalmak beni biraz zorlayan yönlerinden oldu. Özellikle Flynn'ı hiç sevemedim. Karakterin çok kusursuz bir şekilde betimlenmesi okurken göz devirmelerime engel oldurmadı. Ama Jubilee'i oldukça tuttum! Bir asker olması ve ona taş suratlı Chase demeleri, onun emri altındaki askerlerin ondan çekinmesi ve sanırım güçlü bir kadın karakter olması bende gerçekten artı bir puan kazanmasını sağladı. 

Şimdi aklınızdan şöyle bir şey geçiyor olabilir: Lilac ve Tarver nereye kayboldu? Onların hikayesi ilk kitapta bitti mi? Sorularınızda oldukça haklısınız ve bende bu soruları deli gibi sorguladım. Ama birkaç araştırma yaptıktan sonra karakterlerin tekrar geleceğini öğrendim ki nitekim de sonlara doğru ufak bir bölümün onlara ayrıldığını hatta oldukça güzel bir şekilde karakterlerin birbirlerine bağlandığını söylemek istiyorum. Tarver ve Jubilee'in ilişkileri gerçekten harika bir olay örgüsüyle yazılmış. Onları özlediğinizi bölüm geldiğinde anlıyorsunuz kesinlikle! Fakat yine de hala tatmin olamadım diyorsanız eğer yazarlarımız birinci kitaptan sonra 1.5 diye adlandırılan ara kitap yazmışlar ve This Night So Dark isminde yayınlanmış. Umarım Go Kitap serinin son kitabı çıktıktan sonra veya öncesinde bize bu sürprizi yapar ve bu ara kitabı da basar. 


Kitabın konusu aslında ilk kitapla tabikide bağlantılı. Olayların bittiğini sanarken aslında gizli gerçeklerin hala devam ettiği ve LaRoux Sanayinin Avon'da hala tehlikeli sularda yüzdüğünü daha da kötüsü artık daha geliştirilmiş bir plana sahip olduklarını okuyoruz. Flynn'ın gizli bir tesisin doğuda kurulduğunu görmesi ve bunun için haraket etmesi üzerine Jubilee'ı kaçırmasıyla olaylar patlak veriyor kısaca. Daha sonra ikisinin de bazı şeyleri keşfetmeye, isyancılar ve askerlerin düşmanlığına bir dur demek için beraber çalışmaya başmalarını ama yavaştan da birbirlerine aşık olduklarını anlamalarını okumak hikayenin gidişatını ortaya çıkardı. 

Beni rahatsız eden kısmı ise yine bazı yerlerin gereksiz olduğunu ve boşuna uzatıldığını düşünmem. Hele de iki kadın yazarın hikayeyi oluşturduğunu düşünürsek bayağı detaycı bir bakış açısıyla yazılmışlardı. Bazı yerlerinde de betimleme eksiği vardı ki sanırım bir yerden fazlalığı varken bir yerden de eksiği vardı. 

Bu seri bana az çok Evrenin Ötesi serisini aklıma getiriyor. Aslında konu itibariyle o kadar ayrılar ki... Ama uzayda geçmesi ve iki serinin de bir üçleme etrafında oluşturulması gerçekten de az da olsa o seriyi aklıma getirdi ve acaba yeniden okusam mı diye içimden geçirmeme sebep oldu. :) 

Starbound serinin son kitabı ise yine benim için sürpriz olan bir gelişmeyle devam ediyor. Yine ana karakterlerimiz değişiyor! Bu azcık sinir bozucu fakat seriye ayrı bir hava kattığını da düşünmüyor değilim. Bilemiyorum biraz çelişkili bir düşüncede kaldım sanırım. :) Bu seferki hikayemizde Sofia ve Gideon'un Corinth'de son savaşlarını okuyoruz. Bu ikili aynı zamanda çok uzak bir karakter değiller. Ama tabikide spoiler olduğu için söylemeyeceğim. :D  Her şekilde hikayeye veda etmek ve bu uzay macerasını okumaktan çok mutluyum. Şimdiden veda eder gibi bir his kapladı içimi! o.o Bir an önce Go Kitap serinin son kitabını çıkarmasını beklemekten başka çaremiz yok tabi ingilizceden okuyabilen varsa onu bilemeyeceğim ;) 

Seri gittikçe güzelleşiyor. Eğer bilim kurgu ve uzay maceralarını seviyor biraz da ekşın arıyorsanız kesinlikle tavsiye edeceğim bir seri. Bir şans verebilirsiniz.

Kitap Adı: Parçalanmış Dünyam
Orjinal Adı: This Shattered World
Bağlı Olduğu Seri: Starbound #2
Yazar: Amie Kaufman & Meagan Spooner
Yayınevi: Go Kitap
Tür: bilimkurgu, uzay, macera
Sayfa Sayısı: 544
GR Puanı: 4.02
Benim Puanım: 4/5

Bilinmeyen Bİr Kadının Mektubu - Stefan Zweig | Kitap Yorumu

2 Temmuz 2016 Cumartesi

Stefan Zweig'i daha önceden çokca duymama rağmen bir türlü kitaplarını okuma fırsatım olmuyordu. Belki de klasiklere karşı ön yargım nedeniyle de geç okumuş olabilirim. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, haziran ayında okuduğum son kitap olmuş oldu.  Zweig ile ilk tanışmanızın bu kitap olabileceğini düşünmüyorum açıkcası. Ama beni Zweig'a asıl çeken Kafka Okur dergisinin Mayıs-Haziran 2016 sayısında bir yazıda Stefan Zweig'dan bahsedilmesi olmuştu. Ölümü ve hayatından biraz bahsedildiği bu yazıda aynı zamanda yazıyı yazan Amok Koşucusu'nu da çokca övmüştü. Böylelikle ben de artık Stefan Zweig okumam gerek diye düşündüm ve elimde olan Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'na başladım.
"Yalnızca seninle konuşmak istiyorum. Sana ilk defa her şeyi söylemek istiyorum; bütün hayatımı bilmelisin, o hayat ki, hep senindi ve sen onu asla bilmedin. " (syf. 3 | Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu)


Kitap boyunca ismini bilmediğimiz bir kadının, tanınmış bir roman yazarı olan R'ye yazdığı aşk dolu mektubunu okuyoruz. Aslında bu oldukça garip çünkü bu tarz bir kitap daha önce okumadığım için az da olsa şaşırdım diyebilirim. Kadının ismini kitap boyunca öğrenemediğimiz gibi R'ye olan aşkının bu boyutlara gelebileceğini de ön göremiyor ve kitap boyunca "bu nasıl bir aşk?" demekten kendinizi alamıyorsunuz. Zira ben kitap bitene kadar bu kafadaydım. 

"Avrupa’nın içine düştüğü durumdan duyduğu üzüntü ve yaşamındaki düş kırıklıkları nedeniyle 22 Şubat 1942'de Rio de Janeiro'da, karısı Lotte ile birlikte intihar etti. Buna Hitler’in dünya düzenini kalıcı sanmasının verdiği karamsarlığın yanı sıra, kendi dünyasının asla bir daha varolmayacağı düşüncesi neden oldu." (Vikipedi'den alıntıdır.)
Daha sonra Stefan Zweig'i biraz daha araştırırken yukarıda verdiğim alıntıyı okuduğumda oldukça şaşırmıştım. Karısıyla beraber intihar etmesinin altındaki nedenleri merak ederken buldum kendimi. Belki de Hitler'in o yarattığı karamsarlık nedeniyle böyle bir eylemde bulundu, belki de daha başka sebepler...  60 yaşında hayata veda etmesiyle ardında sadece eserleri kaldı.

Kitap boyunca beni rahatsız eden şey sadece kadının bir adama bu kadar bağlanmasını anlam verememiş olmam ve mektubunda sürekli ona kızmadığını ve ondan bir yardım beklemediğini söylemesi oldu. Bir kadının kendini bu kadar düşürmesini kabul edemedim sanırım. Evet, aşk mı bizi böyle yapıyor yoksa gerçekten de biraz kafamız mı güzel bilemiyorum.

Onun dışında kitabın sonunda çevirmenimizin eklediği 'Sonsöz' başlıklı bir bölüm bulunuyor. Orayı da okumanızı şiddetle öneriyorum. Eğer o bölüm olmasaydı sanırım biraz daha düşük bir puan verebilirdim. Kitabı öyle güzel bir şekilde bize sunuyor ki acaba yanlış kitabı mı okudum ben diye kendi kendime sormama neden oldu açıkcası. :) O yüzden burdan çevirmene de çok teşekkür etmek istiyorum.

Dilinin açık ve anlaşılır olduğunu ve 1-2 saat içerisinde kitabı bitirebileceğiniz bir öykü kitabı Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu. Eğer kolay okunabilir ve sizi yormayacak bir kitap arıyorsanız hem de klasik olsun diyorsanız bu kitap biçilmiş kaftan diyebilirim.

Dipnot: Kitabın bir de filminin olduğunu öğrendim. Siyah beyaz 1948 yıllında çekilen bu film Meçhul Bir Kadının Mektupları (Letter From An Unknown Woman) ismiyle çıkmış. Ben bi 20 dakikasını falan izledim fakat biraz sıkıcı geldi açıkcası. Ama sonuna kadar izlemek de istiyorum. Bu yazıdan sonra izleyeceğim büyük ihtimal. Bazı detayları değiştirilmiş fakat o kadar gözünüze batmıyor. Bir şans verin derim.

Kitap Adı: Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Orjinal Adı: Brief Einer Unbekannten
Yazar: Stefan Zweig
Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 62
GR Puanı: 4.18
Benim Puanım: 4/5

Neler Okumuşum? || Haziran - 2016

1 Temmuz 2016 Cuma


Tatilimizin birinci ayı da böylelikle sona erdi. Haziran ayını güzel geçirdiğimi düşünüyorum. Çokça dizi izledim. Tabiki de kitap okumayı da ihmal etmedim. Her ne kadar yaz aylarını pek sevemesem de blogumla daha çok ilgilenebildiğim ve tatil yapabildiğim için ayrı bir mutlu, huzurlu oluyorum bu aylarda. Aynı zamanda bütün müslüman alemi ramazan dolayısıyla oruçlarımızı tuttuğumuz bir ay olmuş oldu bu haziran. Sahura kadar ve hatta sahurdan sonra güneş doğana kadar kitap okuyabildiğim için ramazan ayı bende çok başka oluyor. Malum olaydan bahsetmek istemiyorum fakat bugün Kadir Gecesi o yüzden herkes semaya ellerini açıp dualar etmeli. Allah yardımcımız olsun inşallah.

Gelelim haziran ayında neler okuduğuma;

Mucizeleri Saymak ve Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları hakkında ekstra bir yorum yapmayacağım. İsimlerinin üstüne tıklarsanız detaylı yazdığım yoruma ulaşabilirsiniz.

Yaprak Fırtınası, Marquez'den okuduğum ilk kitap oldu. Tabi aslında yarım bıraktığım bir kitap olmuş oldu. Nedenine gelirsem, kitabın çok boğucu bir anlatımının olduğunu düşünüyorum. Karakter geçişlerini ve anlatıcıların kimler olduğunu kitap boyunca arayarak geçirdim. Halbuki Marquez'den bayağı bir umutluydum. Biraz hayal kırıklığına uğradım diyebilirim. Ama yine de başka kitaplarını okumaya devam edeceğim. Belki birgün tekrar Yaprak Fırtınası'nı elime alır, okurum. Kim bilir.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, yeni tanıştığım bir diğer yazarın kitabı. Stefan Zweig'in methini çok duymuştum. Kafka Okur'un Haziran 2016 sayısında bir yazıda da Amok Koşucusu çok övülmüştü. Ben de elimde olan kitabıyla ilk olarak başlamak istedim. Yorumunu bugün veya ertesi gün girmiş olurum büyük ihtimal. 


Onun dışında bu ay twitterda da çok bahsettiğim (@fatmabsr_) Another Miss Oh kore dizisini izledim. Haziran ayı boyunca hem sinir krizleri geçirip ağladım hem de kahkahalara boğulduğum, çevirilmesini beklerken psikopatlaştığım bir dizi izlemiş oldum. Kesinlikle herkese tavsiye ediyorum. 18 bölümden oluşuyor. Bana kalırsa 2016'nın en iyi dizilerinden biridir. Net! 


Bir başka izlediğim dizi de Orphan Black oldu. 4. Sezonunu soluksuz bir şekilde izledim. Seneye 5. Sezonun son oluşu biraz içimi burksada en azından işleri çirkinleştirmeden güzel bir nokta atışıyla bitirmelerini çok isterim. Favori dizilerimden biri olduğu için en doğrusunun bu olması gerektiğini düşünüyorum. 

Mr. Robot yine izlediğim bir diğer dizi. Kendisine çok geç başlayabildim ne yazık ki. Ama böylelikle 2. Sezonunu beklememiş oldum. Sanırım temmuz ayında 2. sezon başlayacak. Sabırsızlıkla bekliyorum! *.*

Benim haziran ayım da böyle geçti. Siz neler yaptınız? Bana yorum bırakmayı unutmayın! *.* Hayırlı Cumalar! 
Made With Love By The Dutch Lady Designs